16 Eylül 2009 Çarşamba

Gülmek

Gülmek, Sadece hoşlandığım şeylere gülmüyorum, gülmekten de hoşlanıyorum.
"Heat" adlı filmde Val Kilmer bir sahnede eşini görünce öylesine gülümsüyordu ki çok candandı. Ben de acaba eşimi görünce öylesi gülümsüyor muyum? diye kendime sordum. Sonra farkettim ki eşimi her gördüğümde gülümsüyorum.
İçinizden o an gülümsemek gelmeyebilir, gülümseyin anında göreceksiniz ki içiniz de gülüyor. Yine bir filmde ya Al Pacino ya da Robert De Niro diyordu ki "Gülümsemek ne kadar içeriden dışarı doğru bir eylem ise de dışarıdan içeri doğru da bir eylem... Moralin bozuk olduğu zaman aynaya bak ve gülümse... İçin de gülümseyecek..." Aa! sanırım "Devil's Advocate" filminde Al Pacino, Charlize Theron'a söylüyordu bu cümleyi...
Not: Şarkı söyleyen, gülen, dans eden, spor yapan insanları sadece bu özelliklerinden birine bile sahip olsalar çok seviyorum. Bu eylemlerden birini bile çokça yapan kişiler genelde çok iyi insanlar... Belki de ben kendime yakın buluyorum...
Not:Esnaf ya da pazarlamacıda, olmazsa olmaz bir özelliktir "Güleryüz"

Hobi

Hobilere vakit ayırabilmek, hatta çokça vakit ayırmak, hatta vaktini sadece hobilere ayırmak...Bu üç seçeneğin dışında bir seçenek daha var... Hiç hobinin olmaması...
Bir ispanyol atasözü der ki "Çalışmak, insanın değerli vaktini harcamasıdır." Hiç çalışmayıp sürekli hobilerle hayatını geçirmek de güzel olabilir.
Mesela ben yeşili seviyorum, bahçe, çiçek, ağaç ile uğraşabilirim, ama hayatımı o işe adasam acaba o benim için hobi olmaktan çıkar mı?Sıkıcı bir iş haline mi gelir... Tam bilemiyorum. Ya da body yapmak, yüzmek çok çok hoşuma gidiyor. Ama sürekli body yapsam. O şişmiş vücudu muhafaza edebilmek için daha da body yapmak zorunda kalmak benim canımı sıkabilir mi?
Meditasyon, bir içe bakış yöntemi, güzel bir hobi olabilir, ama hayat biçimi olursa bence çok sıkıcı olabilir Budizm gibi hayat felsefesi ya da din haline gelebilir...Bir özlü söz "Her şeyin azı yarar, çoğu zarar" :))
Özlü söz demişken:
Yeşil görmeyen gözler, renk zevkinden yoksundur. Burasını öyle bir ağaçlandıralım ki, kör bir insan dahi yeşillikler arasında olduğunu anlasın. M.K.ATATÜRK
Bir ulusun uygarlık düzeyi, üzerinde yaşadığı toprakları ağaçlandırmasıyla ölçülür. Franklin ROOSEVELT
Bu arada hobilerim:
Fitness, basketbol, yüzme, jogging, balık tutmak
Eşimle akşamları yürüyüş yapmak
Ağaç, bitki yetiştirmek.
Blog yazmak :)
Tarih, matematik çalışmak
Gülmek

26 Ağustos 2009 Çarşamba

Toplumu, toplum olmaktan çıkaran 3 iğrenç söz?

"Bana Dokunmayan Yılan BİN YAŞASIN!"
Zihniyete bak, bana dokunmasın ve her ne kadar büyük bir kötülük, bela da olsa, bana dokunmuyorsa bir değil, BİN yaşasın!

"Her koyun kendi bacağından asılır"
Bu grup, koyun bir grup ve koyun kalmaya da mahkum.

"Gemisini kurtaran kaptan"
Bencilliğin geldiği son nokta...

17 Ağustos 2009 Pazartesi

Elvan Abeylegesse


Elvan Abeylegesse, eski yurdu Etiyopya'da, dışlandığı için antreman pisti açılmamış, toprakta çalışmak zorunda kalmış...
Sadece Elvan'a değil, tüm sporcularımıza desteğimiz artmalı.

ABD'deki gibi, Türkiye'deki Üniversiteler neden başarılı sporcuya KONTENJAN açamıyor, bu öğrencilere burs verilmiyor? Özel üniversitelere mesela bu sporculara açılabilecek kontenjan konusunda vergi indirimi sağlanmıyor?

Özel bir üniversite Türkiye'nin atletini yetiştirse, reklamı da olur o üniversitenin??

Kaliteli eğitim ve spordan uzak genç potansiyel, ülkeler için tehlike oluşturur.
Gençler, kendini kahve, sokak köşelerinde mahvetmesin, en azından spora meyilli olanları kazanalım. Sporu sevdirelim. Elvan gibi kardeşlerimiz de bu konuda gençlere ilhamdır, ona da devlet ve özel sektör var gücüyle destek olmalı, imkan sunmalı...


http://www.milliyet.com.tr/Spor/SonDakika.aspx?aType=SonDakika&ArticleID=1129170&Date=17.08.2009&Kategori=spor&b=Elvan%20%22Gunah%20Kecisi%22%20oldu

Gençlere iyi kaliteli eğitim-öğretim sunamıyorsak, en azından spor yapabilecekleri tesisler sunmalı devlet ve özel sektör.

Ben açılan en ufak spor salonunu, aktivite merkezini bile devlet desteklemeli diyorum.
Önemsiz gibi görünen, pinpon, bilardo salonları, body salonları bile desteklenmeli...
Sokaklara daha çok basket sahaları yapılmalı...

Mahalli yöneticiler ile zaman zaman karşılaşırsanız hemen konuyu açın arkadaşlar, konuyu takip edelim. Bu konuda mahalli yönetici özel sektör ile görüşüyor mu onu da soralım? Gerekirse özel sektör-mahalli yönetimin buluşmasına aracılık bile edebiliriz...

Not: Apartman bahçemin dışına dikmiş olduğum çınar fidanımın 2 haftalık sararıp solma periyodundan sonra bugün tutmuş olduğunu farkettim. Köyde geçen hafta neden sarardığını sorduğumda, bol bol su vermem gerektiğini söylemişlerdi. Ben üstten keçi gübresi de vermiştim. Neyse, bugün yeni yapraklar açmış maşallah 5-6 tane, boy 1.50cm.
Çok mutluyum...

25 Temmuz 2009 Cumartesi

Diri Diri Gömüldüm :) Buried Alive!

Çeşme'de en sevdiğim plajda diri diri gömülmeden evvelki son fotoğraflarımı yayınlıyorum arkadaşlar...
Neler hissettim :)








1. Gömülmeden evvel, rahat bir çukura ihtiyacım olduğunu düşündüm, kazmaya başladım ellerimle ve ayaklarımla eşeleyerek :)












2. Hava sıcak olduğu için biraz derine indim ki nemli kum beni serin tutsun ve tüm elektiriğimi atayım :) Şemsiyesiz denize gidenler, kum müsait ise gömülün, kafanıza da ıslak bir şapka... Oldu bitti :)












3. Çukura doğru uzanın, toprak sizi çekecektir içine hemen :))


Bazı dinlerde ölüleri yakıyorlar ya, ölü de olsam yanmak istemem, toprakta yatmak varken :P Bkz.Crematorium Not: Vasiyet gibi oldu ya neyse...

4. Kendi başınıza gömülemezsiniz. Bir kolunuz dışarıda kalıyor. Suç ortağı şart :D


5. Toprağın ağırlığı üzerinizde olunca ruhunuz da ağırlaşıyor, öyle yatıp kalıyorsunuz, uyku bastırıyor.






6. Ağzınıza burnunuza bir rüzgarda kaçan kum rahatsız edebilir, ağzınızı kapalı tutun, sadece serinlemek istediğinizde ağzınızı açıp, dilinizi güneşe tutun... Dişlerinizin arasındaki et parçalarını ve damağınıza yapışmış olan sülükleri de ağzınıza konan kuşlar temizleyebilir...




7. Çok derine gömülmeyin ki çıkmaya karar verince kumu kaldırabilesiniz...








8. Kumdan çıkınca denize girseniz de üzerinizdeki kum hemen çıkmıyor. Üzerinizde güneş kremi ile gömülmüşseniz, kreme yapışan kum daha da zor çıkıyor. Birinden yardım isteyin, suyun içinde sırtınızı sıvazlasın :)



9. Özgürlük gibisi yok... Artık serbestsiniz, koşun, zıplayın, yüzün...

Dinle MP3 ünzile :(

21 Haziran 2009 Pazar

"Evlat Edinme" Üzerine...

Arkadaşlar,
Bugün sahilde akşamüstü gün batarken, haftada bir yaptığım gibi 5km. jog yaptım. Jog yaparken düşünüyorum...
Ben evliyim ve yakın vadeli planımda çocuk sahibi olmak yok, ama çocuk sahibi olmaya karar verirsem, hayatımın daha anlamlı olacağını biliyorum.
  • Ben küçükken kız kardeşim ile yüzmeye gidiyordum, çok eğlenceli ve sağlıklı bir spor. Onu da yüzmeye yazdıracağım. Yıllar boyu hiç bırakmayacak yüzme sporunu...
  • Ayrıca piyano çalmasını öğrenecek, eşim çok güzel piyano çalıyor. Evde şu anda org var, ama piyano alabilirim.
  • Yabancı dil öğrenmeye küçük yaştan başlayacak. Evrensel görüş sahibi olacak çocuğum.
  • Geçmişini, atasını, Mustafa Kemal ATATÜRK'ü anlatacağım. Nutuğu okuyacağız...
  • Kitap okumayı sevdireceğim.
  • Spor, müzik, kitap ile çokça meşgul edeceğim. İnternet ve bilgisayar oyunu başında büyümeyecek çocuğum, fırsatı kalmayacak bilgisayar oyunlarına.
  • Hedefleri olmasını sağlayacağım. Doktorluk mesleğini tanıtacağım, sevdirmek için konuşacağım.
  • Doğayı seven bir çocuk yetiştireceğim.
Peki biolojik çocuğum olmaz ise ya da olur ise de çocuk evlat edinmeye nasıl bakıyorum...
Neden halkımız yeterince çocuk evlat edinmiyor merak ediyorum:
  • Kendi canından olmayan çocuğa mirasını mı bırakmak istemiyorlar.
  • Kendi canından oldu mu ne fark ediyor?
  • Başkası zevk için çocuk yapmış, çocuğuna ben mi bakacağım? diyenler var.
  • Türkiye'de 84 yuva ve bu yuvalarda 8.910 çocuk var.
  • Evlat edinmek için gereken şartlar aşağıdaki linkte
  • http://www.adalet-hukuk.com/yeni_sayfa_7.htm
  • İzmir Karşıyaka Çocuk yuvasının Web Sitesini ziyaret edin ve Bekar dahi olsanız bir çocuğun koruyucu ailesi olabileceğinizi görün. Aşağıdaki linkte...
  • http://www.karsiyakayuva-shcek.gov.tr/?pg=koruyucuaile
  • Ya da bu yuvaları ziyaret edip bu çocuklardan birine destek olun.
  • Ya da yuvanın hesabına para yardımında bulunabilirsiniz.
  • Gönüllü çalışan da olabilirsiniz. Haftada bir, hatta ayda bir bile çalışabilirsiniz...

20 Haziran 2009 Cumartesi

Karaoke Ne Demek?

  • Kara : Kayıp, eksik demek
  • Oke : Orkestra, band demek
  • Şarkı sözlerini takip edebileceğimiz bir ekran yardımıyla şarkının sözlerini müzikle beraber doğaçlama olarak seslendirmek. Şarkıyı söyleyen sanatçının sesi duyulmaz, sadece şarkının müziği duyulur.
Menşei Japonya olan bu eğlenceyi daha çok erkekler tercih ediyor, korkunç seslerinden çekinmeden, içkiler eşliğinde bağıra bağıra karaoke yapılıyor :)
Şimdi size karaoke yapabilmeniz için çok güzel bir program önereceğim. Karaoke çalışmalarınızı kayıt da edebiliyorsunuz bu program sayesinde
http://www.karafun.com/
Mp3 dosyanızı programda açın, play tuşuna basın
Programdaki Vocal Reducer (Şarkıcı sesini azaltıcı) tuşu yukarı itin yeter
mikrofonunuza şarkıyı söyleyin, hoparlörleri de açın sonuna kadar ve herkes sesinizin güzelliğine hayran kalsın :)
Tavsiye edebileceğim şarkı Boney M - One Way Ticket
Not: her şarkıda şarkıcının sesi tamamen kısılamıyabiliyor, sesi çok yönlü sanatçılardan kaçının :)
İyi eğlenceler

12 Haziran 2009 Cuma

Biri Bizi Gözetliyor Programı'ndan Bu Güne...

Yarışmaya katılma fikrim:
Perde pazarlama işinde çalışıyordum, çalışanların emeklerinin karşılığını alabildiğine inanmadığım bu işte 3 ay kadar çalışıp ayrıldım. İnternet üzerinden iş başvuruları yapmaya başlamıştım. Yine internet cafe'de iş başvuruları yapmadan evvel sitelerde surf yaparken :) chat ;) Bu televizyon şovunun da reklamı vardı ve başvuru için son gün olduğunu gösteriyordu ilan. Başvurdum.
İki gün sonra aradılar. Ben öylesine başvurmuştum. Yarışmada olma hayalim de hiç yoktu. Bir arkadaşım ile basket oynarken sormuştum, BBG yarışması için yarına ön görüşmeye çağırdılar gideyim mi diye... Neyse... Ani bir karar ile ertesi gün öğlen, işim gücüm de yok... gittim görüşmeye... form verdiler... yazdım okuduğum gazete, oy vermiş olduğum siyasi parti, köşe yazarları, yazarlar, kitaplar, izlediğim programlar... Farklı görüşlerden kişiler katılıyor yarışmaya... dini görüşümüzü bile sormuşlardı... Her neyse...Doldurmuş olduğum forma bakarak sorular sordular... Gerçekten o yazarları okuyup okumadığıma ilişkin...Neyse... Ben mülakatta gayet güleryüzlü ve misafirperver idim. "İzmir'e hoş geldiniz..."dediğimi de hatırlıyorum..."Sen hep güler misin?" demişlerdi. "Evet, hep gülerim..." demiştim, gülerek :))

İstanbul'daki mülakatlar, fotoğraf çekimleri de 15 gün kadar sürdü...

Yarışmada taksi görevi ile evden dışarı çıktığım anları iple çekiyordum. Ailem ile hiç görüşme imkanı bulamıyordum. Ancak, bir defasında BBG taksiye eskortluk eden body-guard'lar sağolsunlar cep telefonunu bana vermişlerdi ve yapımcıdan gizli gizli babam ile görüşebilmiştim...
100 gün elenmedim ve evde kaldım. Her hareketinin izleniyor olması eğlenceli bir his... Evde eğlenebilmek için çok çabaladım, ancak, Türk halkı biraz sıcak kanlı olduğundan, daha çok kavga eden ve kavga sonunda hiç bir şekilde mağlup ayrılmayan, sonuna kadar giden kişilere oy veriyor. Yarışmanın birinciliği de o doğrultuda şekilleniyor. Gerçi kazanan arkadaş Viken için kavgacı idi diyemem, ama yarışmada tartışmak gerekiyordu... O da fikirlerini sürekli açıkladı ve tartıştı, bu yarışmalar bu şekilde kazanılıyor... Yarışma içinde bunu farketmiştim, bir-iki denemiştim, ama benim mizacıma ters olduğundan bana da pek yakışmıyor. Bu nedenle iyi oy alamamıştım. Hep sonlarda idim. Evde iki cephe oluşmuştu arkadaşlar arasında... Ben iki cephede de yer almadığımdan sonuna kadar beni elememişlerdi...

Not: Yarışmadan çıktıktan sonra en sık sorulan sorunun cevabını veriyorum. "Evet, evde olduğumuz sürece hiç cinsellik yaşayamıyoruz, sürekli kameralar önünde olduğumuz için. Yasak idi ayrıca..."

Ama yazlık yarışmada biraz daha tartıştım, Orada Neler Oluyor? adlı yazlık yarışmada. O yarışma, BBG5'den bir evvelki yarışma BBG4 yarışmacıları ile ortak bir yarışma idi. Beni de o yarışmaya çağırmışlardı... Yazlık yarışmada da 4 defa birinci olmuştum, ama finalde 4.olduğum için otel tatili ödülü kazanmıştım. Alanya'daki Alaiye otel'de ailece 1 hafta konaklamıştık...

Yarışmanın faydaları neler oldu ?

1. Sosyal bir kişi oldum. Üniversite'de iki arkadaş bilardo oynardık sürekli ya da basket oynardık. Yani hiç mi hiç sosyal değildim. Ama çok yabancı dizi izlediğim için hayat görüşüm gelişmişti, kendime güvenim tam değildi, uygulamaya geçmemiştim hiç düşüncelerimi... Genelde yalnız bir kişi olduğum için de toplum içinde biraz çekingen idim.

2. Hayatta güzel günlerin beni beklediğini umardım hep üniversitede ve lisede. O güzel günlere hızlı bir giriş yaptım. Yarışmanın yararını gördüm. Bir çok arkadaş edindim. Çok hızlı ve kolay iletişim kurabilen bir kişi oldum. Tv'de toplam 130 gün 24 saat canlı yayında idim. Halkımızın bir kısmının olumsuz anlamda tepkisini çekecek bir kişi olmadığımı gördüm. Bu da beni gururlandırdı. Türk halkının görüşlerine uygun olmayan yaşam tarzımı bile insanlara yadırgatmadan, gülümseterek anlatabildim. Mesela, evin içinde ayaklarımı sehpalara uzatarak oturmam eleştiriliyordu. Oysa ki o programda yatıp uyuyana kadar izleniyorsun, salonda ayaklarını uzatman ayıp kaçıyor, halkın önünde olduğun için, ilginç... Ayrıca ben ailemin gözü önünde de ayaklarımı hep uzatırdım. Böyle yetiştik, babamla, annemle, kız kardeşimle, en samimi arkadaşımdan daha da yakın arkadaş olarak yetiştim, her şeyimizi paylaştık... Sağlıklı da yetiştiğime inanıyorum...

3. Güzel günler, imza günleri çok uzun sürmüyor... İmza günleri, insanların arabalarından fırlayıp yolda yürürken benim boynuma sarılmaları. Bana hep güler yüzle yaklaşmaları beni hep gururlandırıyordu. İnsanlar sesimden bile konuşanın ben olduğumu anlıyorlardı. Dönüp, beni sesimden tanıdıklarını söylüyorlardı :))

4. Bu günler bitince ya tv'de bir rol ya da reklam ya da bir proje ile daha da yükselmem gerekiyordu. Ama belki de o kapasiteyi kendimde bulamadığımdan, istanbul'da herhangi bir ajansa bile gidip başvurmadan, Gerçek, düzenli bir işe girmek için yarışmadan çıkar çıkmaz başvurduğum ilaç firması ilanlarının mülakatlarına gittim. Henüz 2 firma ile görüşüyordum ki ilk bana görüşmelerde olumlu yanıt veren firmaya girdim. Yarışmada olumlu anlamda tanınmış olmamın yararını ilaç firmamın mülakatında gördüm diyebilirim. Bana güleryüzle yaklaşmışlardı. Firma ile ilgili de internetten epeyce bilgi toplamıştım, tarihçesi, ürünleri, neden bu firma, neden tıbbi mümessillik...? sorularına güzelce hazırlanmıştım. Mülakata şık giyinerek gitmiştim...

5. İlaç firmasına girince, altımda arabam, üzerimde takım elbisem. Artık daha çok arkadaşım vardı. Çok daha mutlu olmuştum. Yani şöhret filan patlar söner, önemli olan zeki, çalışkan, ahlaklı olacaksın, firmanı seveceksin, işini severek yapacaksın. Her şey inanılmaz güzelleşiyor...

6. Eşim ile tanıştıktan bugüne, ailemin reisi olmanın verdiği gurur herşeyin üzerinde bir mutluluk...

5 Haziran 2009 Cuma

Dünya Çevre Günü ve Ağaç Dikmek

İzmir'in Bayındır ilçesi için Türkiye'nin çiçek bahçesi diyebiliriz.
Her hafta Bayındır'a işim gereği gidiyorum ve fideler, çiçekler alıyorum.
Ömrümüz boyunca oksijen tüketiyoruz. Peki oksijen üretiyor muyuz...
Hayatımız boyunca tüketecek miyiz? Sürekli Dünya'nın nimetlerini sömürecek miyiz? Yoksa ekolojik dengeyi düzeltmeye de çalışacak mıyız?
Çiftçi kardeşlerimiz olmasa Türkiye çoktan çöl olurdu... Her hafta köylere de gitme fırsatı buluyorum Bayındır'da... Çiftçi sadece cebi para dolsun diye doğa ile ilgilenmiyor, doğayı seviyor, çiftçilik günümüzde malesef doğru düzgün para da etmiyor. Çiftçilerimiz tarlaları işliyor, ağaçlarına bakım yapıyor, doğa da hem onları hem bizi besliyor bunun karşılığında... Çiftçiler olmasa aç kalırdık. Sağolsunlar. Ürünlerini satmaları için kooperatif kurmaları gerekiyor, devletten destek alamıyorlar, devlete ürünleri satamıyorlar, özel sektöre de kolay kolay satamıyorlar. Eskiden kendi kendine yeten ülkemiz, artık duyuyoruz ki Amerika'dan buğday alıyor, mısır alıyor... İlginç... Daha ucuz olduğu için yurt dışından buğday alınarak, çiftçiliği bitiriyoruz, amerika'ya bağımlı hale geliyoruz ve amerikayı kalkındırıyoruz. Oysa amerika en basitinden halen Türk tekstiline kota uyguluyor, tabi çiftçinin ürettiği pamuk da artık para etmiyor...
Konu çok dağıldı...

Arkadaşlar, almış olduğum fideler 15cm boylarında idiler. Biri fıstık çamı, diğeri de çınar fidesi...
Balkonumda büyük saksılarda büyüdüler iyice. Çınar çok hızlı büyüyor, 2metre boyuna ulaştı. Bugün 4 adet tahta aldım marangozdan 2şer metrelik, bir de tel örgü. Artık çınar ağacımı ağaçsız bir yer bulup dikeceğim. Bol bol sulamaya devam edeceğim. Ömrüm boyunca Dünya'ya ne kadar yararım olacak bilmiyorum, ama bir hayli oksijen tüketmemiş olacağımdan eminim. Amacım,vermiş olduğum zararı telafi etmek ve bir çok kişiye de oksijen sağlamak... Sanırım 1 ağaç 17 kişinin oksijen ihtiyacını karşılıyor...

Çınar ağacım, yaşarsa 800 yıl gölge de yapacak yazları ve Green House Effect, sera etkisini bir nebze ortadan kaldıracak, dünya'nın ısınmasını durduracak, buzulların erimesi duracak, ekolojik denge sağlanacak.

Herkes ağaç dikse n'olur arkadaşlar... Orman, toprak erezyonunu önler, ayrıca orman, toprağa direk güneş ışığı düşmesini önler ve bulunduğu ortamın aşırı ısınmasını önler. Dolayısıyla coğrafyadan hatırladığım kadarıyla, soğuyan havanın maksimum nem taşıma kapasitesi daha azdır ve bağıl nem oranı artacağından yağmur oluşur... Kuraklık da önlenmiş olur...
Doğa, asfalt yollarla kaplanıyor, yolların etrafı ağaçlandırılmalı ki bu asfalt yollar dünyamızı iyice ısıtmasın....

Biz bu dünya'yı, doğayı atalarımızdan miras almadık, çocuklarımızdan ödünç aldık...
-Bir ulusun uygarlık düzeyi, üzerinde yaşadığı toprakları ağaçlandırmasıyla ölçülür. Franklin Roosevelt.

Alttaki linkte ağaçlandırma çalışmalarımın bir kısmını görebilirsiniz arkadaşlar...

http://ayhancapan.blogspot.com/2015/04/every-year-i-plant-20-sapplings.html

31 Mayıs 2009 Pazar

Tıbbi Mümessil Neler, Ne iş yapar?

Tıbbi Mümessillik nedir, tıbbi mümessil kimdir?anlatmıştım...http://ayhancapan.blogspot.com/2009/05/tbbi-mumessillik-nedir.html
Gereken özellikler neler anlatayım şimdi de arkadaşlar...
  • İlacınızı, anlatmanız gereken tüm doktorları gün içerisinde dolaşmalı.
  • Bir aylık bir program çizilir ay başlamadan. Örneğin her hafta çarşamba günleri öğleden sonra saat 13:30'da Dr.Yeşim Hanım'a ziyaret götürülür... Bir günde ortalama 20 Dr. ve 5 eczane ziyaret edilebilir... Eczaneleri saat 17:00dan sonra, doktorların mesaisi bittikten sonra ziyaret etmeniz daha verimli olabilir. 
  • Her ay bazı günler eczanelere de ilacınız, cazip satış koşulları, vade, ekstra ilaç hediyesi ile satılır. (Mal fazlası denilen bu hediye ilaçlar, eczacının almak istediği ana malın yanında firma tarafından bedelsiz verilen mal fazlaları'dır. Mesela penisilin türevi QT isimli antibiyotik ürün için bizim firmamız, "10 alana 1 mal fazlası (hediye)" satış koşulu sunuyor olabilir eczanelere... Aynı etken maddeli, penisilin türevi, aynı mg ve tablet adedindeki form için bir diğer firma kendi XY markalı ürününü "10 alana 2 mal fazlası" satış koşulu ile sunuyor olabilir... Böyle durumlarda satış koşulunun kendisi için daha karlı olacağına inanan eczane QT  reçeteli bir hasta geldiğinde, o hastaya kendisi için daha karlı olan XY ürününü verebilir. O halde, çalışmış olduğunuz ilacın rakibi varsa eczanelere de çalışmak zorundasınız. Not: diyelim ki satış koşulunuz diğer firmalardan daha iyi değil ve eczaneler için daha karlı değil. O halde çok daha fazla doktor ziyareti yapmalı ve ürününüzü marka haline getirecek derecede reçetelendirebilmelisiniz. Şayet, doktorlardan yoğun olarak rakip firmanın ürününün reçetesi değil de, sizin çalıştığınız ürünün reçetesi geliyorsa eczanelere. Eczacılar sizin ürününüzü vereceklerdir hastalara. Çünkü, hastalar, eczanelere genelde "Doktor hangi ilacı bana yazdı ise, aynısını ver!" diyebiliyor. Eczacı da müşterisi olan hastayı kaybetmemek ve güven telkin etmek için, satış şartı ve karlılığı kendisi için pek de iyi olmayan ama çokça reçetelenen ürünü vermek durumunda kalıyor hastalara. 
  • Ayrıca, eczacı değil de, kalfalar işin başında durdukları için Ve onlar da karlılığı eczacı kadar önemsemediklerinden dolayı, genelde reçetede yazan ilacı (daha kar getirisi olan ürün ile) değiştirmekle pek de uğraşmazlar. Aslında her iki ilacın da etken maddeleri aynı olduğu için ve her iki ilaç da sağlık bakanlığı onaylı olduğu için, etkinlikleri aynıdır, birbirlerinden hiç bir farkları yoktur. Ama dediğim gibi, hastalar genelde, "Doktor hangi ürünü reçete etmişse, aynısını verin!" diyebilir eczaneye. Ya da daha sonra aynı markalı ürünün verilmediğini anlayınca, aynısını vermemiş olan kalfaya gelip kızabilir ve o eczaneye bir daha gelmeyebilir. Bu yüzden eczacı da kalfa da çok ufak kâr farkları için hasta kaybetme riskine giremez. Ama bir ürünün bedeli SGK'nın ödediği bedelin üzerinde kalıyor ve örneğin hastanın o ürün için 2,00.-TL fark ödemesi gerekiyorsa: Hasta, fark ödemektense daha hesaplı olan diğer muadil ürünü alacaktır. (not: SGK ilaçta fiyatı nasıl belirler? Aynı etken madde, aynı mg ve tablette pazardaki en düşük fiyatlı ilacın fiyatının %10 daha fazlasına kadar olan ürünleri fark çıkarmadan SGK öder. Daha pahalı ürünler fark çıkartır, hasta, Ya cebinden o farkı eczacıya verecek ve doktorun yazdığı ürünü alacak, ya da aynı etken madde ve mg ve tablet adedinde olan, doktorun yazmış olduğu ilacın muadili olan, SGK'nın ödediği ilacı alacak ve fark ücreti ödemeyecek. (Zaten SGK'nın ödediği fiyata referans olan bu en düşük fiyatlı ürünler pazarda en az %1 Pazar Payına sahip ve kolay ulaşılabilirlik, stokları sağlam olma koşuluna sahip ürünlerdir. (Ödenme koşulları ve oranları hakkında bilgim güncel olmayabilir. Eczacılar da SGK sisteminden bakarak rahatlıkla hangi ürünlerin ödendiğini ve hangilerinin fiyatı yüksek kaldığı için fark çıkardığını görebilmektedirler.)
  • Firmanız ay içerisinde belli günlerde kampanya yapar ve ilacınızı daha cazip ve kârlı koşullarda eczanelere satmanıza olanak sağlar. Bu günlere firma karar verir, firma stratejisidir. Elinizdeki imkanlar ay içerisindeki günlük satış koşullarından daha cazip koşullarda değilse bile, firmanın kampanya yapmanızı istediği günlerde, sizden istenen kutu adeti veya TL rakamında satışı yapabiliyor olmanız sizin yararınıza olacaktır. Çünkü eczane raflarında daha çok yer alırsanız, eczacılar rafta daha çok olan ürünü hastalara verme eğilimindedirler. Elinde olmayan ürünün siparişini vermektense, hastayı bekletmeden, elinde olan muadil ürünü hastaya verirler.
  • Tıbbi tanıtım temsilcileri boş zamanlarını yine eczanelerle ya da doktor müsait ise doktorlarla sohbetle geçirmektedir ki diyaloglar sağlamlaşsın. Doktor, uygun endikasyonu gördüğünde ve sizin çalışmış olduğunuz etken maddeyi reçeteleyeceği zaman sizin ilacınızı reçetelesin, aklınıza firmanızın markası ilaç gelsin.
  • Ayrıca eczacılarınızı da sık ziyaret ediyorsanız. Kâr'da üçe beşe bakmaz, arkadaşı olan sizin ilacınızı alabilir. (her eczacı bir değildir, bazıları da "arkadaşlık başka iş başka der :)" Ne  kadar dost bile olsanız, azcık daha kârlı olan diğer ürünü alabilir. Hazırlıklı olun. Bir kaç doktora ya da bir kaç eczaneye bel bağlamayın. Çok çalışın, ürününüzü en çok reçeteleyebilecek, potansiyeli yüksek doktorların tümüne ziyaret götürün "yaygın çalışın". Ön yargılardan, dedikodulardan, kalıplardan uzak durun.
  • Bir hastaneye diyorsa ki güvenlik görevlisi " cuma günü saat 15:00'dan sonra gelebilirsiniz, diğer saatler Yassak!" dinlemeyin, inanmayın, hafta bitmiş, hasta bitmiş, doktorlar bitmiş. En önemli saatler hekimlerin kafasının dinç olduğu sabah saatleridir. Pazartesi sabahı mesela. Hekimin kafasına 2dk. girseniz, siz gidince sizin ilacınızı reçetelemesi olası. Ancak cuma günü ya da akşamüstü ziyaretleri çok verimli olmayacaktır. Çünkü siz doktorun yanından çıktıktan sonra hasta olmayacağı için, ilacınız ve siz ertesi güne unutulabilirsiniz.
  • Koşturmalısınız. İşiniz için koşarsanız zararını hiç görmezsiniz, yararını hep görürsünüz. Matematikte nasıl ki soru çözmek için kalem oynatmanız gerekiyor ise, bu işte de çanta sallamalı, dolaşmalısınız. Unutmayın ki "Gezen kurt, aç kalmaz."(sektörün deneyimli çalışanlarından Metin Yılmaz'dan duymuştum bu sözü.) Sporcu kadar azimli ve hırslı çalışmalı, hiç yorulmamalı. Meslek, sadece zihinsel anlamda değil, daha çok fiziksel anlamda çok efor gerektiren bir meslek... Taşımakta olduğumuz çanta bile ortalama 5kg ağırlıkta...
  • Tüm bunlardan daha da önemli, müdürünüzün dediklerini yapmanız gerekiyor. Çünkü müdür, sizin işvereninizi temsil ediyor. İşverenin-Müdürün istedikleri sizin en önceliğiniz, çünkü maaşı müdürden alıyoruz da diyebiliriz...
  • İlacınızı çok çok iyi bileceksiniz, doktorların size ilaç ile ilgili soracağı sorulara hazır olacaksınız. Cevabını bilmediğiniz sorulara yanıtı uydurmayacaksınız, söz konusu olan sağlık sonuçta... Zaten doktor cevabın doğru olmadığını da hemen anlar... Neyse "Cevabı firmamın ürün müdürlerinden en kısa zamanda öğrenip, size döneyim Dr.Hanım, ya da Bey" diyeceksiniz...
  • Temiz ve şık olacaksınız. Doktorlar ne kadar temiz ve şık? biliyorsunuz... Araba satılırken bile "Doktordan" yazıyorlar... Meslek sağlık olduğundan hijen, temizlik, şıklık çok önemli arkadaşlar. Saç, sakal, giyim, parfüm, arabanızın temizliği, çantanız özenli olmalı.
  • Doktorlar ya da eczanelerle ikili ilişkilere girmeniz illa ki şart değildir, sanıldığının aksine... İlacınıza, etkin yönlerine hakim olun, yaygın eczane çalışın, düzenli doktor ziyaret edin...bu bile yeter çoğunlukla...
  • Otomobilinizi ortalama hızlarda kullanın, can güvenliğiniz önemli. Bir yere acele gitmeniz gerekmesin, yola her zaman erkenden çıkın, yavaş yavaş kullanın arabanızı. Emniyet kemerinizi takın. Mesleğe başlarken çok trafik cezaları yiyorsunuz ve çok da kazalar yapılıyor (hayat ve sağlık sigortanızı yaptırın). Arabada ekstra bir ön far lambası taşıyın ve değiştirmeyi öğrenin. Gece lambanız patlarsa önemli. Lastik hava basıncını kontrol edin, arabanın suyunu kontrol edin, gözünüz hararet göstergesinde olsun. Hararet göstergesi yanarsa, arabayı müsait bir yere hemen park edin, inin ve müdürünüzü arayın. Ayrıca arabanızı ve firmanın diğer imkanlarını (telefon, internet, laptop, tablet...vb.)sizden başka kimse kullanmamalı.
  • Telefonunuz 7/24 açık olsun. Size ulaşamayan doktor ya da eczacı müdürünüze ya da firmanıza ulaşır, sorun büyüyebilir.
  • Kitap, gazete okuyun bol bol, kendinize bir çok konuda güveniniz gelecektir. Mıy, mıy konuşmazsınız, gür ve güçlü ses tonu ile çekinmeden, ürkmeden konuşursunuz. Diyaloglarınız karşı tarafa zevk verir... Sizinle iki dk. da olsa sohbeti özlesinler...
  • Aşırı yaşamayın, paranızın kıymetini bilin ve tutumlu olun, paranızı tutun. Meslekte iyi paralar kazanılabiliyor, ama meslek uzun sürmez ise kenarınızda da para olsun... Mütevazı, ama anlamlı yaşamaya çalışın...

  • Orjinal ilaç nedir? Uzun yıllar Ar-Ge çalışmaları yapıp ürünü keşfeden firmanın ürünüdür. Dünyada ilk ruhsatlandırılıp pazara sürülen üründür. Bu yatırımların bedelini kurtarabilmek ve kar edebilmek adına pazara sürüldükten sonraki ilk 6yıl (benim bildiğim) muadili-eşdeğeri olmadan satılan üründür. İlaç sektörü, silah sektöründen sonraki en karlı sektördür. Bu muadilsiz yıllarda ürünü bulup geliştiren firmalar esas karları toparlarlar, ama daha önemli olan tıbba ve sağlığa buluşları ile vermiş oldukları destektir elbette ki.
  • Jenerik ilaç nedir? Orjinal ürünün patent süresi dolduktan sonra aynı etken maddeyi diğer firmalar üretme hakkına sahip olurlar. Orjinal ürünün fiyatının en az %20'si en fazla %80'i fiyatında pazara sürülürler. Bu ilaçlar orjinal ürünün eşdeğeri, muadili, aynısıdır. (kanda doruk seviyeyeye ulaşma noktaları, vücuttan atılma süreleri, etkinlileri aynıdır, bakanlık denetler ve onay verir.)
  • Eş değer ilaç nedir? Muadil ilaç nedir? her ikisinin anlamı aynıdır. Aynı etken maddeye sahip aynı mg ve tablet sayısında üretilen, farklı firmaların ilaçları birbirinin eşdeğeri, muadilidir.
  • İlaç fiyatları neden düşmekte? SGK'nın referans aldığı ürünün, en düşük fiyatlı, pazarda ulaşılabilir, stokları ve üretimi yeterli miktarda olan ve en az %1 pazar payına sahip ürün kriterlerinin tümüne birden uyan ürün olması gerektiğini yazmıştım. Bu referans fiyatın üzerinde kalan ve hastaların fark ödemesi gereken ürünler, kendi fiyatlarını, referans ürünün %10 üzerine kadar olan dilime sokmak için fiyat kırarlar ki hasta, fiyat farkı ödememek için daha ucuz olan diğer ürünü eczacıdan talep etmesin. Bu şekilde otomatikman fiyatlar düşmekte. Zarar da edilmeyen bir fiyatta firmalar ilaçlarını konumlandırmakta.
Not : tıbbi mümessilin ingilizcesi "Pharmaceutical Sales Representative" (farmasö:tikıl Seyls Rep)

Tıbbi Mümessillik Nedir?

Sektörde 11.yılım...

Sanırım Tıbbi Tanıtım Temsilcisi, Tıbbi Mümessil, Tıbbi Satış Mümessili Nedir, ne değildir? biliyorum...
İlaç Firmalarının mülakatına katılacak arkadaşlara da tavsiyem, 1.mesleğin ne olduğunu, 2.başvuracakları firmayı ve 3.ürünlerini bilerek mülakata katılmalarıdır.

Satış-pazarlama firmalar için en önemli departmandır. Firmalar, yıllarca bir ürünü araştırır-geliştirir, bunun için tesisler kurarlar, yıllarca çalışmanın sonucunda ve dökülen sermayenin bir değere dönüşmesi için, ürünün satılması lazım. Yoksa yapılmış tüm çabalar boşadır.
Tüm bu çabaların anlam kazanması için satış-pazarlamaya ihtiyaç vardır...

Tıbbi mümessillik, diğer satış-pazarlama işlerinden daha farklıdır...
Doktorlar, Türkiye'de inanılmaz çok sayıda hasta bakmaktadırlar bir gün içerisinde... Hekimler, yoğun hasta bakılan gün içerisinde yeni çıkan ilaçları takip edemiyorlar, ya da hangi ilaç hangi endikasyonda hangi pozolojide tercih edilmeli? İlaç-ilaç etkileşimleri...vb. bilgileri araştıramıyabiliyorlar...

Biz sağlığa hizmet ediyoruz. Doktorlara ilacımızın endikasyonlarını (kullanım alanı), pozolojisini (kullanım dozu), diğer etken maddelerle, ilaçlarla etkileşimini... vb. doğru anlatıp sadece satış-tanıtım elemanı olmaktan çıkıyoruz, sağlığa hizmet ediyoruz. Dolayısıyla Tıbbi Mümessillik misyonu olan bir meslek...

Ayrıca doktorların ilaçlarla ilgili tecrübelerini diğer doktorlarla paylaşmak istediği toplantılar da düzenleyebiliyor ya da böylesi toplantılara vesile olabiliyoruz...
Bu hizmetimizde doktorlar ilaçlarla ilgili tecrübelerini birbirleriyle tartışıyorlar. Güncel makaleleri birlikte inceliyorlar. Vak'a tartışmaları yapıyorlar...

Devamı : http://ayhancapan.blogspot.com/2009/05/tbbi-mumessil-neler-ne-is-yapar.html